Ah Binel Ask

Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur. Aliya İzzetbegoviç

Allah bizi dava-i Kur’ân’iye de büyütsün, yürütsün, çürütsün. Âmin 18 Ağustos 2014

hizmeti nuriyeMerhum ve Muazzez Üstadımızın Ceylan Çalışkan Ağabeye üç tavsiyesi ve merhum Ceylan Ağabeyin bu tavsiyelerden aldığı derslerin beyanı:

1. İktisada tam riayet et.

2. Nazarı dikkati kendine celbetme. Hevesatına uyma.

3. Herkese açılma.

Avam-ı nas’ın imanını kurtarma vazifesini şefkatkârane yükleneceğiz. Risale-i Nurla ilgili herşeye sahip çıkacağız. Bu dava benim, Sözleri ben yazdım anlayışına sahip olacağız. 

“Risale-i Nur vazife-i fıtratım.

Risale-i Nur gaye-i hilkatım.

Risale-i Nur sebeb-i saadetim.”

deyip: Hizmet-i Nuriyeyi hayatımızın birinci vazifesi bileceğiz.

Bir nur talebesini makam-ı sıddıkıyete götüren iki yol vardır:

1. Sadakat

2. Fedakârlık,

İhlâs; kelimelerin rûh-u mânevisidir. İhlas olmadığı zaman kelimeler eğitim mermisi gibi hedefi bulsa de tesir etmez. İhlâs olmayınca attığın fikir mermileri hedefi bulamıyor, tesirsiz kalıyor.

Bir nur talebesinin mânevi dengesi onun samimi ve halis hizmetidir. Ne nisbette hizmet edersek o nisbette dengedeyiz demektir.

Allah bizi dava-i Kur’ân’iye de büyütsün, yürütsün, çürütsün. Amin.

Bizim hizmetimizde ihtilafların çok önemli sebeplerinden birisi de denkliktir. Aynı seviyedeki kardeşler arasında ihtilaflar olabilir. Bu durumda ikisinden birinin fedakârlık yapıp diğerine inkiyâd etmesi lâzımdır. Böyle yapan bir Nur talebesini melekler bile alkışlar.

Her nur talebesine mânevi müzâharet vardır. İlk intikal devresinde mânen hep müzâharet var. Tutuşma devresinden sonra şevk devresine giriyor. 30 yaşına doğru o müzâharet kesiliyor. Artık kendi cehd ve gayreti ile ilerliyor. Müzâheret devam ederken kendimizi iyi yetiştirmemiz elzemdir.

Risale-i Nurda merhaleler vardır. Bunlar:

1. Şevk devresi: Ruhun hakikâtları kapmasıyla olur.

2. Muhabbet devresi: Risale-i Nur kalbde mekân tutar. Bu devrede tehlike yoktur. Evinde tavuk pişer, fakat o medresede çorbaya koşar. Evinde kuştüyü yatak vardır, o dersanenin kırpıntı yatağına gelir.

3. Sebat devresi: Tehlikeli olan devredir. Ülfet ile sebatın kırıldığı görülür. Enaniyet ve süfli arzular çok olur. Bu devre sebatı güçlendirmek gerekir. Gaye, en az zayiatla bu dönemi atlatmaktır. İrtibat azalır, içtimai meseleler aklını kurcalar. Sebat: Günahlardan çekinmek ve Risale-i Nurun kudsiyetine inanmak, Nurlarla meşgûliyet ve derslere devamla olur.

4. Sadakat devri: En son merhaledir. Arabistan’dan Kutb-u azam da davet etse, hürmet eder, fakat Risale-i Nur’a koşar.

5. Sıddıkiyet makamı: Niyet ve nazar ile olur.

Bir âlimin sohbeti yaralı kalbleri tedavi eder. Fakat bir ârifin sohbeti, ölmüş kalbleri diriltir. Risale-i Nur’un sohbeti: Sohbet-i ârifindir.

Risale-i Nurların yazılması, okunması ve dinlenilmesinde:

“Hem küllî zikir, hem geniş fikir, hem kesretli tehlil, hem kuvvetli iman dersi, hem gafletsiz huzur, hem kudsî hikmet, hem yüksek bir ibadet-i tefekküriye gibi Nurlar var.” (Kastamonu Lahikasından)

Hastanın başında yaygaracı kadınlar gibi ağlamak hüner değildir, sessizce gidip doktor çağırmak hünerdir. İlaç yetiştirmek hünerdir. Muazzez Üstadımız, cemiyetteki hastalıkların temelinde iman zaafiyeti olduğu teşhisini koymuş. Biz de: Kur’an eczahanesinden Risale-i Nur ilaçlarını muhtaç gönüllere taşıyoruz.

Diş merhemi göze sürülmez. Bir söz dermandır, ama kimisine iyi gelir, kimisine kötü gelir. Hakikatları yerli yerinde kullanmalıyız. Bunun için faydalı olmalı, faydalı olamıyorsak, zararlı olmamalıyız.

Fedainin feda edemeyeceği hiç bir şeyi yoktur. Üstad: “BİZ MUHABBET FEDAİLERİYİZ.” diyor. Öyle ise muhabbet için feda edemeyeceğimiz hiçbir şeyimiz olmamalı. (Hissiyatımız, haysiyetimiz, enaniyetimiz, vs.)

Lillâh için muhabbetin karşılığı sonsuzdur. Saymakla bitmez.

Her Nur Talebesi: Takvası, şefâati ve duası ile mânen yağmur gibi olmalıdır. Rahmetin yağdığı topraklar cennete döner. Nur Talebesinin vazifesi; yağmur gibi gittiği yere ihlâs, muhabbet ve hakikat götürmek, etrafı aydınlatmaktır.

Nur talebeleri herkesin dostudur. Çünkü Risale-i Nur dersleriyle Allah’ı öğrenmeye ve öğretmeye çalışıyorlar. Allah da onları seviyor. O muhabbet sayesinde dünya ayakta. Çünkü muhabbet kâinatın sebeb-i vücûdu, râbıtası, nuru ve hayatıdır. “Allah’ın dünyada sevdikleri kaldığı müddetçe kıyamet kopmayacak.”

Nur Talebeleri istikbalde ihsân-ı ilâhi ile kemal-i şa’şaa ile tezâhür edecek olan İslâmiyet sefinesine hizmetkâr olmak emelindedirler. Bu asrın fırtınası mânen Nuh (A.S.)’ın zamanındaki fırtınadan daha tehlikelidir.

Risale-i Nura makamsız hizmet eden, mânevî makamatın en müntâhası olan sıddıkiyete vâsıl olur. Bu ise tam mahviyetle olur.

Mesele yalnız Risale-i Nurdaki hakikatları ezberlemek, mâlumat sahibi olmak değil, mesele: O hakikatları yaşayabilmektir.

Öyle hareket edeceksin ki sair kardeşlerini kıskandırmayacaksın.

Üstad lahikaların satırlarıyla, sadık Nur talebelerinin vasıflarını ve modelini çiziyor. Bizde o modele kavuşup, o vasıflarla bezenmeliyiz.

Hizmette başarılı olmak için:

Anlatılan hakikatın muhatabın kalbine yerleşmesinin, sebeb-i manevi ve sebeb-i zâhiri olmak üzere iki sebebi vardır.

Sebeb-i zahirinin bazı şartları:

1. Fiziki yapı: Tebliğin, sureten müessirine tesir eden faktörlerden birisi, yüzün temizliğidir. (saç sakal birbirine karışmış olmama).

2. Libas: Giyinişi. “Bir insan bir muhitte giyinişiyle karşılanır, fikirleriyle ağırlanır.” Üstadımız onun için “Kravat takın.” demiş.

3. Yaş.

4. Şahsiyet.

5. Fiziki bakım, dinç ve sağlıklı görünüş.

6. Lisan hakimiyeti. Müdellel konuşmak. Terkip kabiliyeti, cümle kurma, mantıki, ilmi, beliğ ve fasih konuşmak. Bunun için ilim şarttır.

Sebeb-i mânevi şöyledir:

1. İhlâs: İvazsız, sırf rızâ-ı İlahi için konuşmak.

2. Fena: Hakikatta fani olmak. “Nefsini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez.” Önce nefsini tezkiye et ki, tezkiyeye vesile olasın. Önce nefsini öldür ki, nefisleri öldüresin. Anlattın, anlattın tesir etmedi, diyeceksin ki: “İhlassız anlatmışım, manen kirliyim.”

3. Salâhat: Takva sahibi oldukça sözün müessiriyeti artar. Fakat takva azaldıkça lâfızlar kalbden çıkmaz, ıslatsa ıslatsa dili ıslatır, kalbten gelmez. Onun için mânevi hayatın, temiz ve tâhir olması şarttır.

Kardeşlerimizin hatalarını, bir doktorun hastasını tedavi ettiği gibi tedaviye çalışacağız. İtina ile, kavl-i leyyin ile ikaz edeceğiz. Bazen lisân-ı hâl, lisân-ı kâlden üstündür ve tesirlidir.

Bir tezgahtar, dükkana gelen müşteriye hürmet ediyor. Gurûru ve enaniyeti terkediyor. Dünyevi işlerde bu gerekiyorsa, uhrevî hizmetlerde çok daha fazlası lâzımdır.

Anlamak iki çeşittir:

1. İbareyi anlamak,

2. Hakikatini anlamak.

Uhuvvet risalesini okuduğu halde münakaşa eden, tartışan adam ibareyi anlamıştır hakikatını anlamamıştır. Çünkü hakikatını anlayan insan kardeşiyle çatışmaz.

Kardeşin seni tahkir ettiği halde, sen ona muhabbet gösterebiliyorsan, işte o zaman sırr-ı uhuvvet tezahür eder.

Konuşmanın temel ham maddesi, okumaktır.

Tarih; insanın idrakini,

Edebiyat; nükte ve mizacını,

Matematik; dikkatini,

Dinî eserler; fikir ve ruh derinliği artırır.

Az değiliz. Az olduğumuza üzülmeyeceğiz. Çünkü kainat, kuruldu kurulalı bu böyledir. Cemâdat fazla, nebatat az. Nebatat fazla, hayvanat az. Hayvanat fazla, insanlar az. Kâfirler fazla, müslimler az. Âmiller fazla, veliler az. Veliler fazla, asfiyalar az. Asfiyalar fazla, enbiyalar az.

Bir atomda nihayetsiz enerji var, fakat bu atomun kışrı parçalanmadan o enerji açığa çıkmıyor. İnsanda nihayetsiz muhabbet istidadı var. Fakat ene kışrını, kabuğunu parçalamadan o muhabbet kalbe yerleşemiyor. Bu muhabbet Cenab-ı Allah’ın isim ve sıfatlarına olmalıdır. Nefsin arzuları muhabbeti tatmin etmez.

Nefs-i emmare yavaş yavaş, aldata aldata kendine uyduruyor. 50 sene evvelki dede, kabirden çıkıp şimdikileri görse kâfir der. Bu insanlar bu hâle nasıl geldi?.. Yavaş yavaş…

Bu kudsî hizmette durmak, yani fıtrî vazifesi olan ibadeti ve dersleri terketmek, düşmek demektir.

Risale-i Nur’un yolu sırr-ı ihlastır, kulluktur. Bu hakikatları en başta iç dünyamızı mâmur etmek için kullanacağız.

Bütün peygamberlerin, evliyaların, kutupların yolu ihlas yoludur. İhlasa mani olan önemli bir şey yok. İhlasa mâni olan önemsiz şeylerdir. Lüzumsuz, kederli, hodfuruşâne, sakil, riyakârane bazı hissiyat-ı süfliyedir.

Not: Yukarıda zikredilen hususlar ders-i nuriyeden alınan bazı notlardır. Allah bizleri okuduğunu anlayan, anladığını hazmeden, hazmettiğini yaşayan kullarından eylesin. Âmin…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s