Ah Binel Ask

Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur. Aliya İzzetbegoviç

Dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir… 08 Mart 2014

biri ara baskalarini aramaya degmiyor

.

Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızâyı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına daimî bir elmasın fiyatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir.
Evet, dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Bâki umur-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir. İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir. O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye tevcih etmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.

~

Mektubat, Bediüzzaman Said Nursi (r.a.)

 

Sevgi de Allah namına olmalı… 19 Şubat 2014

Sevgi de Allah namina olmaliMühim Bir Suâl

Diyorsunuz ki: “Muhabbet ihtiyârî değil. Hem, ihtiyac-ı fıtrîye binâen, leziz taamları ve meyveleri severim, peder ve vâlide ve evlâtlarımı severim, refîka-i hayatımı severim, dost ve ahbablarımı severim, enbiyâ ve evliyâyı severim, hayatımı, gençliğimi severim, baharı ve güzel şeyleri ve dünyayı severim. Nasıl bunları sevmeyeceğim? Nasıl bütün bu muhabbetleri Cenâb-ı Hakkın zât ve sıfat ve esmâsına verebilirim? Bu ne demektir?” 

Elcevap: Dört Nükteyi dinle.

Birinci Nükte: Muhabbet, çendan, ihtiyârî değil. Fakat ihtiyar ile muhabbetin yüzü, bir mahbubdan diğer bir mahbuba dönebilir. Meselâ, bir mahbubun çirkinliğini göstermekle veyahut asıl lâyık-ı muhabbet olan diğer bir mahbuba perde veya ayna olduğunu göstermekle, muhabbetin yüzü mecâzî mahbubdan hakikî mahbuba çevrilebilir.

İkinci Nükte: Tâdâd ettiğin sevdiklerini, sevme demiyoruz. Belki, onları Cenâb-ı Hakkın hesâbına ve O’nun muhabbeti nâmına sev deriz.
(…)
Hem, refîka-i hayatını, rahmet-i İlâhiyenin mûnis, latîf bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et. Fakat çabuk bozulan hüsn-ü sûretine muhabbetini bağlama. Belki kadının en câzibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letâfet ve nezâket içindeki hüsn-ü sîretidir. Ve en kıymettar ve en şirin cemâli ise, ulvî, ciddî, samimî, nurânî şefkatidir. Şu cemâl-i şefkat ve hüsn-ü sîret, âhir hayata kadar devam eder, ziyâdeleşir. Ve o zaife, latîfe mahlûkun hukuk-u hürmeti o muhabbetle muhâfaza edilir. Yoksa, hüsn-ü sûretin zevâliyle, en muhtaç olduğu bir zamanda, bîçare, hakkını kaybeder.

Sözler

***
Aklı başında olan bir adam, refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemâline bina etmez. Belki, kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli-tâ ki, o biçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhametle birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor. Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refakatten sonra ebedî bir mufarakate mâruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor.

Hem Risale-i Nur’un bir cüz’ünde denilmiş ki:

Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklit eder, o da salih olur.

Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır. Bedbahttır o adam ki, sefahete girmiş zevcesine ittibâ eder, vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder.

Bedbahttır o kadın ki, zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklit eder.

Veyl o zevc ve zevceye ki, birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani, medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder.

~

Lem’alar, 24. Lem’a, 2. Nükte, Bediüzzaman Said Nursi (r.a.) 

 

Eşler arasındaki muhabbetin dahi Hakka aittir 08 Şubat 2014

risale i nurda aile hayati

.

Risale-i Nur’da eşler arasındaki muhabbetin dahi Hakka ait olduğu vurgulanır.

“Refika-i hayatını, rahmet-i İlâhîyenin munis, lâtif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve
muhabbet et. Fakat çabuk bozulan hüsn-i suretine muhabbetini bağlama.
Belki kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letafet ve
nezaket içindeki hüsn-i sîretidir.

Ve en kıymettar ve en şirin cemali ise, ulvî, ciddî, samimî, nuranî şefkatidir.

Şu cemal-i şefkat ve hüsn-i sîret, ahir hayata kadar devam eder, ziyadeleşir.

Ve o zaife, lâtife mahlûkun hukuk-u hürmeti o muhabbetle
muhafaza edilir.

Yoksa, hüsn-i suretin zevaliyle, en muhtaç olduğu bir zamanda, bîçare, hakkını
kaybeder.”

~

Sözler, 32. Söz, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri 

 

İnsanın en ziyade muhtaç olduğu, eşidir. 06 Mayıs 2013

Filed under: Risale-i Nur'dan İnciler... — Ah Binel Ask @ 7:57 PM
Tags: ,

hayirli es

.

Mesken ve me’kelden sonra,
İnsanın en ziyade muhtaç olduğu, eşidir.

Bediüzzaman Said Nursi hz. | İşaratül-İcaz

 

Rabbim bizleri Risale-i Nur’a hakiki talebe eylesin inşallah! 22 Mart 2013

ustad bediuzzamanKürsüye çıktı. Gözlerini camiyi dolduran kalabalığa çevirdi. Öyle bir bakıyordu ki herkes onun kendisiyle göz göze geldiğini hissediyordu. Uzun uzun seyretti. Kalabalığın üzerine çökmüş bir yeis, bir ümitsizlik gördü. Oysa o ümidini hiç bir zaman yitirmeyenlerdendi. Kelimeleri tek tek seçerek, ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:

“Zaman durmadan deveran ediyor, dönüyor. Gündüzler geceleri takip ediyor. Geceler gündüzlerin arkasından süratle geçiyor. Ve zaman müstakim bir hat gibi gitmiyor. Bugün birilerine bayram yarın başkalarına bayram. Bugün birilerine sevinç yarın başkalarına sevinç. Bugün derenin dibinde emekleyenler yarın zirvelerde gezmeye namzet. Zaman kurak ve çorak olabilir, ama bu zamanın bağrına ekilen cennetlerden daha kutsi gözyaşları yarını cennetlere çevirecektir.”

“Ne yapayım acele ettim, kışta geldim. Sizler cennet-asa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.”

Bediüzzaman Said Nursi Hz.

 Vefatının 53. Yılında Üstad Bediüzzaman hz. Rahmetle anıyoruz, Allah onun bize bıraktığı İman hakikatlerine sadık olanlardan okuyup hayatına tatbik eden ve başkalarınında imdadına yetişenlerden eylesin… Âmîn!

Bir Fatiha okuyalım inşallah

 

Cennet hayatını evimize nasıl taşırız? 09 Mart 2013

aile hayatimizCennet hayatını evimize nasıl taşırız?

Fizikte “albedo” diye bir kural vardır. Albedo, yüzeylerin yansıtma gücüdür. Mesela ayna, ışığın yüzde doksan beşini yansıtır. Su o kadarını yansıtmaz. Toprak da ışığı yansıtır amma albedosu düşüktür.

Soru şu: Müslümanların, Peygamberimiz’in (sas) aile hayatını yansıtma albedosu kaç? Veya Müslümanların böyle bir niyeti var mı? Peygamberimiz’in hayatını ümmet seviyesinde yaşamak isteyen kaç aile, Ezvac-ı Tahirat kitabını okudu, anladı, oradaki prensipleri yaşama gayreti gösterdi? Kavimlerin “bütünüyle” helak olma devri kapanmış olabilir amma İslamiyet’ten uzaklaştıkça “fertlerin, ailelerin, toplumların” helak olma devri devam ediyor. Bunca yıllık hayatımda gördüm ki Allah, İslam’ın dışında insanların huzur bulmasına müsaade etmiyor. Ya dine uyup adam gibi yaşanacak ya da dine uyulmayıp rezil olunacak. Bilhassa aile yaşantısında bu duruma pek çok kere şahit oldum.

Ben eşimle görücü usulü evlendim… Ailem ne kadar evlenmem için zorlamış olsa da ilim için, hizmet için, hatta tahsil için evlenmemem gerektiği inancındaydım. Amma Efendimiz (sas) buyurmuş ki: “İmkân bulanlarınız evlensin; çünkü gözü ve iffeti en iyi koruyan evliliktir…” O halde öyle bir evlilik yapmalıydım ki, evliliğim beni hizmetten men etmemeliydi. Konuyu Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’ne açtım. O da dedi ki: “Evladım, tesettürüne dikkat eden bir hanımla evlen.” Tesettürlü bir hanımla evlendim. Hanıma daha ilk günden dedim ki: “Erkeğin hanımından istediği, itaattir. Ben senden bana itaat etmeni istemiyorum. Haramlardan kaçabildiğin kadar kaç, helal dairede sana sınır yok.” Hanıma akla yakın, kendini baskı altında hissetmeyeceği bir teklifte bulununca, o da bu teklif karşısında rahatladı. Aldığımız bu kararla aile hayatımız 50 senedir devam ediyor.

Hanımlar ve beyler ziyaretime geldiklerinde aile hayatlarıyla ilgili meselelerini paylaştıkları oluyor. Onları dinlediğimde görüyorum ki, evlerdeki münakaşaların büyük bir kısmı helallerle mücadele etmekten kaynaklanıyor. İslam’a aykırı bir hal, bir istek yoksa neyin kavgası veriliyor? Üstad Bediüzzaman buyurmuş ki: “Bana ıstırap veren, yalnız İslam’ın maruz kaldığı tehlikelerdir.” Evimizde İslam’ın maruz kaldığı bir tehlike yoksa huzurumuz yerinde olmalı. Hatasız kul olmaz. Eşler, bir insanla evli, melekle değil… Herkes kendi hakkını hukukunu bildiği gibi, eşinin hakkını hukukunu da bilse evler cennet bahçesi gibi olur.

Mesela “Kadına karşı şiddetin önlenmesi” için kanun çıkardılar. Bu kanunla şiddet ne kadar önlendi? Amerika’da olduğum yıllarda şiddet gören her kadının hükümetin himayesine alındığını öğrenmiştim. Konuyu araştırdım ve fark ettim ki, evinde mutlu olmayıp, kadın sığınma evlerinde yaşamaya başlayan hanımlar bir süre sonra tekrar evlerine dönmek istiyorlardı. Her hanım, en mesut, en rahat hayatı evinde yaşamak ister. Başka ortamlarda eksik olan bir şeyler vardır…

Her ideolojinin, her dinin filizlendiği yer de battığı yer de, evlerdir. Çünkü evler insanlara kapalı, yalnız Allah’a açıktır… Bediüzzaman Hazretleri, “Evlerinizi Medrese-i Nuriye’ye çevirin.” buyurmuştu. Yani evinizin durumu nasıl olursa olsun, bir değişimden geçirin ve evler medrese olsun.” demekti bu… O devir, Kur’an’ın toplatılıp yakıldığı bir devirdi. Risale-i Nur’ları okumak, tahkiki iman dersleri yapmak yasaktı. Said Nursi bu zulmün içinde dinî hayatın evlerde yeşereceğine inanıyordu. Şimdi elhamdülillah böyle bir yasak yok amma sosyal hayatın baskıları imana hücum ediyor.

Bizler de Üstad’ın, “Hiç olmazsa işleri ve vazifeleri olmadığı vakitlerde, beş on dakika dahi olsa Risale-i Nur’u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir miktar meşgul olsalar…” tavsiyesine uyabilirsek, cennet hayatının bir boyutunu evimizde yaşamış oluruz.

~

Hekimoğlu İsmail

 

Kur’an’ın iki hizmetkârı: Akif ve Bediüzzaman 28 Aralık 2012

ahbinelask.wordpress.com

Bediüzzaman Hazretleriyle, Mehmet Akif’in tanışıklıkları ne zaman başlıyor…

Biri, ‘Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam’ derken diğeri ‘Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?’ diyendir.. İki hürriyet aşığı.. Hakiki hürriyeti Allah’a kul olmakta bulmuş iki güzide insan.

‘Helaket ve felaket’ döneminin adamları.. Her türlü yıkılışı görmüşler. Ama imanları sıra dağlar gibi ikisinin de.

MEHMET AKİF

 27 Aralık 1936’da gözlerini bu dünyaya kapatmıştı Akif. Bütün ömrü İslam’a ve vatana hizmetle geçmiş bu insanın yanında tıpkı Bediüzzaman Hazretleri gibi ne hayattayken ne de vefatında milletten başka kimse yoktu. Akif’in vefatından 24 yıl sonra edebi aleme göçen Bediüzzaman’ı görmezden gelenler, Mehmet Akif gibi bu millete mal olmuş bir insana da aynısı yaptılar. Mehmet Akif’in cenaze törenine hukuk fakültesi öğrencisi iken katılan Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in 5 Ocak 1987 de Tercüman gazetesinde ” Akif’in Cenaze Töreni” başlığıyla yazdığı yazısı çok şeyi anlatıyor.

”…O zamanların ülkemizde egemen tek partinin otoriter düzeni içinde kimse idare ile çelişkiye düşmek istemediği için basında Mehmet Akif’in yurda dönüşü ve hastalığının seyri hakkında pek fazla haber yayınlanmazdı…. Bizler alana geldiğimizde, namaz saatinin yaklaşmış bulunmasına rağmen bir tabuta rastlamadık, hep birlikte bekliyoruz. Birden lokantanın ön kısmını bir cenaze otomobilinin geldiğini gördük, iki kişi üzerine örtü dahi konmamış bir tabutu indirdiler. Yoksul bir fakirin cenazesinin getirildiğini düşünerek bir kısım arkadaşlar yardıma teşebbüs ettiler. Fakat tabutun Mehmet Akife ait bulunduğu anlaşılınca bir anda yüzlerce genç ağlamaya başladı. …Gençler hemen Emin Efendi Lokantasının bayrağını alarak tabutun üstüne örttüler. Sonra merhumun bir kısım arkadaşları gelmeye başladı ama ne vali, ne belediye reisi ve ne de tek partinin zimamdarlarından hiç kimse ortalarda yoktu.”

 Aradan 76 yıl geçmesine rağmen milletin sinesinde yer eden bu imanlı adamı, bugün milyonlar dualarla anıyor.

BEDİÜZZAMAN İLE AKİF’İN TANIŞIKLIĞI

 Bediüzzaman Hazretleriyle, Mehmet Akif’in tanışıklıkları ne zaman başlıyor tam bilememekle beraber, meşrutiyet yılları olduğu tahmin ediliyor. İkisinin de yakın dostu merhum Eşref Edip bey 1952’de yazdığı bir yazısında o yıllara şöyle değinir: “Üstadla tanışmamız kırk seneyi geçti. O zamanlar hemen her gün idarehaneye (Sebiliürreşad iderahanesi) gelir. Akifler, Naimler, Feridler, İzmirlilerle birlikte saatlerce tatlı tatlı musahabelerde bulunurduk. Üstad kendisine mahsus şivesiyle yüksek ilmi meselelerden konuşur, onun konuşmasındaki celadet ve şehamet bizi de heyecanlandırırdı.

DAR-ÜL HİKMETİ İSLAMİYE DÖNEMLERİ

Daha sonraları Bediüzzaman ile Akif’in yolları Dar-ül hikmet-i İslamiye adlı akademide yeniden kesişti. İkisi de burada aza idi. İngiliz işgali altındaki İstanbul yılları. Akif ve Bediüzzaman Darül Hikmetil İslâmiye’de aza bulunuyorlar. Meşihat üzerine baskı yapmayı deneyen İngilizlere karşı, en büyük direnç bu kuruldan patlıyor. Milli Mücadele aleyhine aldırılmak istenen her türlü karar da Akif ve Bediüzzaman tarafından bloke ediliyor. Her iki öncünün direnişi dünya âlem tarafından duyuluyor.

Gene aynı şekilde, her iki öncü isim Darül Hikmetil İslâmiye’de aza iken, Bediüzzaman hazretlerinin kaleme aldığı Hutuvât-ı Sitte kitapçığı Mehmet Akif’in başyazarı olduğu Sebilürreşat gazetesinin matbaasında gizlice basılır ve geceler boyu ev ev, sokak sokak İstanbul halkına dağıtılır. Hutuvât-ı Sitte Mütareke başlangıcında, İngiliz işgaline karşı açılmış en büyük isyan bayrağı mesâbesinde bir eserdir.

Üstadın rahmetli talebesi Mustafa Sungur ağabeyin nakline göre Bediüzzaman şöyle demiştir: “Ben Mehmed Akif’e her sabah dua ediyorum. O, Dar-ül Hikmette arkadaşlarımız içinde en çok bana karşı hürmetkar davranırdı. Hatta bir gün benim gıyabımda İzmirli İsmail Hakkı bir şeyler söylemiş. Mehmed Akif demiş ki: “Eğer alim iseler, gitsinler Bediüzzaman’ın yazdığı İşarat-ül İ’caz’ı anlamaya çalışsınlar.”

Yine Dar-ül Hikmette iken bir mecliste Mehmed Akif demiş ki: “Bediüzzaman’ın konuştuğu yerde bize ancak sükut düşer”

Diğer bir rivayete göre, merhum şairimiz şunları dile getirmiştir: “Dar-ül Hikmette iken, Bediüzzaman söze başladı mıydı, biz hayran hayran onu dinlerdik.”

Bediüzzaman’ın yakın talebelerinden merhum Zübeyr Gündüzalp 1950’de Ankara’da verdiği bir konferansta şöyle demektedir: “Büyük şairimiz ,edebiyatımızın medar-ı iftiharı merhum Mehmed Akif bir üdeba meclisinde; “Viktor Hugolar, Şekspirler, Dekartlar, edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman’ın bir talebesi olabilirler” demiştir.

.

Kaynaklar:
1-Ulemanın Gözüyle Bediüzzaman, Salih Okur
2-http://www.mumsema.com/turk-islam-alimleri/21029-mehmed-akif-ve-bediuzzaman.html
3-http://www.sorularlarisale.com/makale/18183/mehmed_akif_ersoyun_ustad_bediuzzaman_said_nursi_ve_risaleler_hakkinda
_ya_da_ustadin_mehmet_akif__hakkinda_yorumu_var_midir_
birbirleri_ile_tanisikliklari_var_mi.html
4-http://derindusun.com/tr/mehmed-akif-ersoyun-dilinden-bediuzzaman.html
5- http://www.nurnet.org/mehmet-akif-ve-bediuzzaman/
6- http://tr.fgulen.com/content/view/21322/12/
7- http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=240483

 

 
%d blogcu bunu beğendi: