Ah Binel Ask

Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur. Aliya İzzetbegoviç

Fâni, kısa, faidesiz ömrünüzü; faideli yapmak ister misiniz? 14 Aralık 2013

Filed under: Risale-i Nur'dan İnciler... — Ah Binel Ask @ 8:58 PM
Tags: , , ,

faideli omur

.

Ey insanlar! Fâni, kısa, faidesiz ömrünüzü;
Bâki, uzun, faideli, meyvedar yapmak ister misiniz?
Madem istemek insaniyetin iktizasıdır,
Bâki-i Hakikî’nin yoluna sarfediniz.
Çünki Bâki’ye müteveccih olan şey,
Bekanın cilvesine mazhar olur.

~

Said Nursi (r.a.) Lem’alar

Reklamlar
 

Yanlız Sana kulluk ederiz… 14 Temmuz 2012

.

“Yanlız Sana kulluk ederiz”

 Fâtiha Sûresi’nin eksenini oluşturan “Rabbe yöneliş”, “Yanlız Sana kulluk ederiz” ifadesiyle zirveye varır. Gıyabında “Hamdin Sahibi”, “Âlemlerin Rabbi”, “Rahman ve Rahîm” ve “Din Günü’nün Sahibi” diye zikrettiğin Rabbine, şimdi karşı konulmaz bir iştiyak ve aşkla, eşsiz bir hayranlık ve minnettarlıkla doğrudan sesleniyorsun. Fâtiha’nın burasına kadar “O” diye tanımaya çalıştığın Rabbine, artık “Sen” diye hitap ediyorsun. O’nun sıfat ve esmâsına olan hayranlığın O’na doğru yönlendiriyor seni. O’nu tanıyıp O’ndan uzak kalmanın sancısı ve hayreti, O’nunla yüzleşmeye çağırıyor seni. Varlığın fani yüzünü O’nun veçhine çeviriyorsun. “Yalnız Sana” diyerek onu ne kadar bir’lemişsen, kendini de “Biz” diyerek o kadar çoğaltıyorsun. Bir olana çokluk içinde kalmış olanın duru seslenişiyle sesleniyorsun. “Biz” diyerek, adeta bütün hücrelerinle dil dökersin Bir’e: “varlığım zerre zerre yalnız Sana kuldur.” “Biz” diyerek, başı her daim huşu ile secdeye varan gelmiş geçmiş bütün müstakim kullar adına yakarıyorsun Bir’e; önünde İbrahim’le[as], yanında İsâ[as] ve Mûsa[as] ile, kalbinde Muhammed[asm] ile kulluk ediyorsun Rabbine. Ve hemen ardından, nicedir içinde sakladığın en acizâne yakarış, dudağına bir su serinliğinde yapışıveriyor: “Yalnız Senden yardım dileriz.”

 ~

DUA AYETLERİ – Semine & Senai Demirci

 

Ey nefis! Sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: 23 Haziran 2012

 

.

Ey nefis! Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten kaçarsan; kat’iyen bil ki: Hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır. O dakikadan evvel, bütün zamanın ve o zaman içindeki eşya-i dünyeviyye, o dakikada meyyittir, ölmüştür. O dakikadan sonra, bütün zamanın ve onun mazrufu, o dakikada ademdir, hiçtir. Demek, güvendiğin hayat-ı maddiyye, yalnız bir dakikadır. Hattâ bir kısım ehl-i tedkik, “Bir âşiredir, belki bir ân-ı seyyâledir” demişler. İşte, şu sırdandır ki , bazı ehl-i velâyet, dünyanın, dünya cihetiyle ademine hükmetmişler.

 Madem böyledir, hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak; Kalb ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak: Ne kadar geniş bir daire-i hayatları var. Senin için meyyit olan mazi, müstakbel: onlar için “Hayy”dır, hayattar ve mevcuttur.

 Ey nefsim! Madem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:

“Fâniyim , fâni olanı istemem.  Âcizim, âciz olanı istemem.
 Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim; gayr istemem.
 İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.
 Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.
 Hiç ender-hiçim; fakat bu mevcudatı birden isterim.” 

 Bediüzzaman Said Nursi hz. | Yirmialtıncı Söz 

 

 
%d blogcu bunu beğendi: