Ah Binel Ask

Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur. Aliya İzzetbegoviç

Çok değil helal para lazım… 05 Kasım 2013

anime-girl-group

.

Kadınlar kocalarına “ben senden yüksek gelir değil, sadece helal para kazanmanı istiyorum”

dese Türkiye’nin yüzü değişir.

~

İsmet Özel

 

“yediklerimize dikkat ediyoruz” 22 Ekim 2013

helal haram

.

Keşke “yediklerimize dikkat ediyoruz” derken kastettiğimiz şey kalori değil de

haramlık-helallik  noktası olsaydı…

~

Osman Nuri Ünsal

 

Helâlin hesâbı, harâmın da azâbı vardır… 17 Mart 2013

Filed under: Aforizmalar - Nurâni Nakışlar - Özlü Sözler — Ah Binel Ask @ 10:36 PM
Tags: , , ,

helal haram

.

Ârif gönüller, şu ifâdeyi hiçbir zaman hatırdan uzak tutmazlar: 

“Helâlin hesâbı, harâmın da azâbı vardır.”

 ~

Osman Nuri Topbaş

 

Aşure gününün önemine dair 24 Kasım 2012

Aşure günü, aşure orucu ve aşure tatlısı hakkında bilgi verir misiniz? Aşure günü yas tutmanın bir sakıncası var mıdır?

Arapçada “aşere” on, “âşir” onuncu demektir. Halkımız onuncu gün mânasına gelen “âşir”i, aşure şeklinde telâffuz ederek Muharrem’in onuncu gününe aşure günü ismi vermiş, böylece tarihe de aşure günü olarak geçmiştir.

Aşure gününün içinde bulunduğu ayın adı Muharrem‘dir. Bu ay hicri takvimin başı olmakla önem kazanmıştır. Bunun yanında, bazı tarihî olaylara mazhar olmakla da ayrı bir özellik kazanmıştır. Dört haram/muhtereme aylardan biri olarak da eskiden beri bir ayrıcalığa sahiptir. Hz. Aişe’nin bildirdiğine göre, Hz. Peygamber (asv)’in Ramazan’dan sonra en çok oruç tuttuğu bir ay olarak da bilinir.

Müslim’in rivayetine göre Hz peygamber (a.s.m) “Ramazan ayından sonra oruç için en faziletli ay Muharrem ayıdır.” (Müslim, Sıyam, 202-203) diye buyurmuştur.

Aşure gününün orucu, kendisinden önceki bir yılın günahlarına kefaret olacağına dair rivayetler de vardır.

Aşure ile ilgili bir ayet yoktur. Ancak Tevbe Suresi’nin 36. ayetinde, ayrıcalıklı olarak söz konusu edilen haram/muhterem dört aylardan biri de Muharrem ayıdır.

Şu anda takvimlerimizde iki tarih vardır. İkisi de peygamberlerle alâkalıdır. Biri İsa Aleyhisselâm’ın doğumunu temel kabûl eder, biri de Muhammed Aleyhisselâm’ın hicretini…

İsâ Aleyhisselâm’ın doğumundan başlayan tarihe, “Milâdî Tarih” adı verilmiştir. Âhir zaman Nebîsi (asv)’in hicretini temel kabûl eden tarihe de “Hicrî Tarih” adı verilmiştir. Demek her iki takvim de peygambere dayanmaktadır.

Milâdî takvimde sene, nasıl Ocak ayı ile başlarsa, hicrî takvimde de Muharrem ayı ile başlar; ilk hicret kafilesinin yola çıktığı bu ay, hicrî senenin ilk ayı olarak bilinir.

Muharrem ayının, senenin ilk ayı oluşuna sadece hicret kafilesinin bu ayda harekete geçmesi sebep olmamıştır. Bu ay, ayrıca tarih boyunca fevkalâde hâdiselere menşe’ ve mebde’ olmuştur. Bu hâdiselerle de Muharrem ayı hicrî takvimin birinci ayı olmaya lâyık görülmüştür.

Hele bu ayda bir de aşure günü vardır ki, geçmiş bütün peygamberlerce farklı bir gün olarak kabûl edilmiş, birçok hayırlı ve hattâ hüzünlü hâdiseler bu Muharrem ayının onuncu günü içinde kaderin çizgisine aksetmiştir.

Kaynaklarda geçtiğine göre ise bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunduğu içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah Hz. Musa’ya (a.s.) aşura gününde bir mucize ihsan etmiş denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağı’nın üzerine aşure gününde demirlemiştir.

3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından aşure günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem’in (a.s.) tövbesi aşura günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf (as) kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan aşura günü çıkarılmıştır.

6. Hz. İsa (as) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Davud’un (a.s) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail (as) doğmuştur.

9. Hz. Yakub’un (a.s.) oğlu Hz.Yusuf (as)’ın hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. (bk. Sahih-i Müslim Şerhi 6:140)

Bu yüzdendir ki, hemen bütün İslâm ülkelerinde 10 Muharrem’de çeşitli tahılların bir araya getirilerek yapıldığı aşure tatlısı yapılır, bu tarihî hâdiselerin hatırlanması mânasında sevinçli ve neş’eli günler yaşanır, eş dosta aşure yedirme âdeti devam eder.

Aslında böyle bir tatlı İslâmî bakımdan ne emredilir, ne de nehiy… Yâni, ne yapana yapma denir, ne yapmayana yap… Anlayış ve âdet mes’elesi…

Nûh Aleyhisselâm’ın gemisinden karaya çıktığı günü, geride kalan çeşitli tahılları bir araya getirip de pişirdiği şükür tatlısının hatırlanması mânasında yapılan aşureler, herhalde gönüllerde bir canlanma, çoraklaşan maddî hayatımızda bir tebessüme imkân vermektedir. Kendi gibi, mânası da tatlıdır.

Hz. Peygamber (asv) Medîne`ye geldiği zaman Yahudilerin aşûre günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu; cevap olarak şöyle dediler:

“Bugün, iyi bir gündür. Allah, İsrailoğulları`nı Firavun`un zulmünden bugün kurtarmıştır. Musa (a.s.) Allah`a şükür için bugünde oruç tutmuştur. Biz de tutarız dediler. Hz. Peygamber; “Biz Musa`nın sünnetine sizden daha yakınız.” dedi ve o gün oruç tuttu ve ashabına da tutmalarını emir buyurdu. (Buhârî, Savm, 69; Tecrîd-i Sarih, VI, 308, 309)

Hz. Âişe`den nakledilen şu hadiste, Allah Resulu (asv)`ın Mekke döneminde de aşûre orucu tuttuğu anlaşılır.

“Cahiliye devrinde Kureyş, aşûre gününde oruç tutardı. Hicretten önce Hz. Peygamber (asv) de aşûre orucu tutardı. Medine`ye hicret ettikten sonra bu oruca devam etti; ashabına da tutmalarını emretti. Ertesi yıl, Ramazan orucu farz kılınınca, aşûre günü orucunu bıraktı, isteyen bu orucu tuttu, dileyen de bıraktı.” (Buhârî, Savm, 69; Tecrîd-i Sarîh, VI, 307, 308).

İslâm bilginleri aşûre orucunun vacip değil, sünnet olduğunda görüş birliği etmişlerdir. Yalnız İslâm`ın başlangıcındaki hükmü konusunda, Ebû Hanîfe vacip derken, İmam Şâfiî müekked bir sünnet olduğunu söylemiştir. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra, bu oruç müstehap olmuştur. Ayrıca Yahudilere benzememek için Muharrem`in 9 ve 10 veya 10 ve 11`nci günlerinde oruç tutmak güzel görülmüştür.

Bu günde, oruçtan başka hayır hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa Peygamberimiz (asv) mü’minin aile efradına aşura gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bir hadiste şöyle buyurular:

“Her kim aşura gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.” (et-Tergîb ve’l-Terhİb 2/116)

Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.

Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimiz (asv)’in bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay, Hazret-i Hüseyin (ra)’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış, en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kaderin verdiği hükme boyun eğen her mü’min, bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları, yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar, ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yas merasimi” haline dönüştürmek ehlisünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

.

Sorularla İslamiyet 

 

Anladım ki!.. 20 Ekim 2012

Filed under: Hayatın İçinden — Ah Binel Ask @ 9:48 AM
Tags: , , , , ,

Anladım ki!..

 Anladım ki, yaptığımız kötülüklerin cezası çok defa ömür boyu çekiliyor.

Anladım ki, helaller ve haramlar iç içe geçmiş.

Böyle olunca insanlar helal hayatın tadını alamıyorlar. Harama da kolay kayıyorlar.

Aynı mekân hem deccalın cenneti, hem mehdinin cehennemi olmuş…

Anladım ki, eğlenmek, çok gülmek, çok neşeli olmak şeytanın tuzağıdır.

Böyle başlanır, yavaş yavaş eğlenceler insanı yutuverir. O insan için artık nefsin istekleri önemlidir. 

Nefsin sözünü dinler. Allah’ın söylediklerine kulak vermez…

Anladım ki, cehenneme giden yol öyle süslenmiş ki aldanmamak çok zor.

Şeytana uymamak insanın en büyük başarısıdır. Bu başarının karşılığı cennettir.

Bu mükâfat veresiye olduğu için pek çok kimse bunu bırakıp peşin zevki tercih eder…

Anladım ki, bir yangın var. İçinde imanımız yanıyor. Her ne kadar biz o yangından kurtulsak da çok yakınlarımız

o yangında yanıyor. İşte bunları bilmek büyük çileymiş…

Anladım ki, içinde bulunduğumuz hayat, insan yutan kumsallara benziyor.

O kumsalda helalle haram uzun süre beraber yürümüyor. Biri gelirse, diğeri bırakıp gidiyor…

Anladım ki, nasıl yaşayacağımızı Ve’l Asr Suresi şöyle anlatıyor: “Asra yemin olsun ki insanlık hüsrandadır.

Ancak iman edenler ve doğruları yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”

Yani insan zarardadır, zor durumdadır. Öyle zor durumdadır ki bu ayeti ağlayarak dinler amma

doğruları yapmak nedir, Hakk’ı tavsiye etmek nedir, diye düşünmez.

Anladım ki, “İnanıyorum ama yapamıyorum.” diyenlerin iradesi zayıf.

İradeyi kuvvetlendirmek için imanı kuvvetlendirmek gerekiyor.

İnsan neye nasıl inanması gerektiğini aklından çıkarmamalı…

Anladım ki, insanın manevi makamı evliyalığa kadar yükselebilir, cennetin en yüksek noktasına ulaşabilir.

Diğer tarafta da cehennemin dibine inmek var. Sanılmasın ki bu makamlar sadece ahirette.

Dünyada da örnekleri çoktur…

Anladım ki, ne istediğimizi ve bunun ücretini düşünmek Müslüman’ın en büyük gayesi olmalı…

Anladım ki, “Şu an içinde bulunduğum durum cennete ulaşmama yardım eder mi?”

sorusuna verdiğim cevabı Kur’an’ın mihengine vurmak, beni kurtarmaya yeter…

Anladım ki, Müslüman’ım demek bir iddiadır. Bu iddianın her hususta ispatı gerekiyor…

~

Hekimoğlu İsmail

 

Haramlardan her kaçışımız bir bayramdır!.. 18 Ağustos 2012

Filed under: Hayatın İçinden — Ah Binel Ask @ 9:38 PM
Tags: , , , , , , , ,

Müslümanlar bir ay müddetle Allah’ın emrine uymanın bayramını yapacak!..

Allah’ın emrine ittiba ettiğimiz her an, bayramımızdır.

Öyleyse Allah’ın emrine uyma hali devam etmeli ki ömrümüz bayram gibi geçsin.

Mademki her yerde ve her zaman kalbimizi çalıştıran, damarlarımızda kanımızı dolaştıran Allah’tır; öyleyse her zaman

ve her yerde haramdan kendimizi çekmek gerekir. İşte gerçek bayram budur. Diyorlar ki, “Deliye her gün bayram!..” Doğrudur… Haramların zevkinden kaçıp, helal dairenin çilelerine katlanmak da bir nevi deliliktir(!)

Helal dairede kalırken, haramlardan kaçmanın sevinci yaşanır. Ben içmedim, çamura düşmedim, haram bataklığına düşüp rezil olmadım. Benim din kardeşlerime kinim yok, düşmanım yok… Bayrama bakın!.. Haramlardan her kaçışımız bir bayram!..

Müslümanlar bayramda gezmenin ve dinlenmenin tadını çıkarıyorlar. Bu gezmelere haram katmak, bayrama yakışmaz. Mesela bayram giysileri alırken, tesettüre dikkat etmek lazım… Bayram ziyaretlerinde gıybet etmemek, ikramlarda abartıya kaçmamak lazım… Bayram yaparken, günah işlemek bayrama yakışmaz. Çocukken bayramda bana yepyeni bir elbise giydirdiler. Ben seviniyordum. Amma arkadaşlarımın yanına gidince onların gıptalı bakışları beni çok üzdü. Bir an evvel eve gittim, bayramlık elbisemi çıkardım, gündelik elbiselerimi giydim. O halimle arkadaşların yanına gelince rahat ettim. Bayram geldi. Yaşlıların gözü yollarda… Ziyarete gelen var mı? Bayram geldi, fakirlerin kulağı kapıda, hediye getiren var mı? Demek ki bayramın iki önemli esası var. Biri ziyaret, ikincisi hediyeleşmek… Başımdan geçen bir olayı anlatayım: Hastanede yattığım sıralarda yaşlı bir hastaya doktor geldi, dedi ki: “Haydi gözün aydın! Seni bugün taburcu edeceğiz.” Hasta dedi ki: “Doktor bey, beni hastaneden çıkaracaksınız amma gidecek yerim yok. Beni öldürsen daha büyük iyilik yapmış olurdun.” Doktor irkildi, “Öyle şey olmaz!” dedi. “Bizim vazifemiz tedavi etmektir. Tedavi olan hastayı da çıkaracağız ki onun yerine başka hasta alalım.” O yaşlı hasta ellerini açtı, “Allah’ım, ben Senden şifa istemedim. Canımı al diye yalvardım.” Bu bayramda bir fakirin, bir kimsesizin kapısını çalarsak, yalnızlığın ne büyük imtihan olduğu daha iyi anlaşılır…

“Bayramınız mübarek olsun.” diyorlar. Bayram zaten mübarektir. Biz nasıl mübarek olacağız, onun hesabını yapmak lazım.

İnsanlar bir taraftan dünyaya geliyor. Bir taraftan dünyadan gidiyor. Nereden geldim, niçin geldim, nereye gideceğim? Bu sorulara cevap arayıp bulanların bayramı kutlu olsun…

En büyük bayram, Ramazan bitip de İslamî hayatı bitirmeyenlerin bayramıdır…

~

Hekimoğlu İsmail

 

Ya Rabbi! Bizleri orucu hakkıyla tutanlardan eyle, Âmîn!… 03 Ağustos 2012

Filed under: Bir Hadis-i Şerif — Ah Binel Ask @ 6:35 PM
Tags: , , , , ,

Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu; “Nice oruç tutan vardır ki, (haramdan sakınmadıkları için)

orucundan kendisine kalan, sadece açlık ve susuzluktur…”

~

(İbn Mâce, Sıyâm 21)

 

 
%d blogcu bunu beğendi: