Ah Binel Ask

Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur. Aliya İzzetbegoviç

Allah insanı iddasından vurur! (Kendimden bilirim…) 19 Kasım 2013

Filed under: Edebi İktibaslar — Ah Binel Ask @ 11:33 PM
Tags: , ,

ben ben demeyin

.

“Ben olsaydım mutlaka şunu yapardım veya asla buna izin vermezdim” gibi iddialardan çekinin. Hayat hakkında iddiada bulunmak, Kaderin sahibine meydan okumaktır. “Şöyle yapmayı dilerdim veya inşallah böyle yapacağım” deyin de iddianızın başınıza gelmesinden kurtulun. Hayatınız, kalbinizden geçen veya ağzınızdan çıkan iddialarınızla sınanmakla geçecek.”

 ~

 Dr. Muhammed Bozdağ

Reklamlar
 

Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. 30 Eylül 2013

Filed under: Edebi İktibaslar — Ah Binel Ask @ 9:13 PM
Tags: , , , ,

arkadas cevresi

.

Atasözü der ki ‘Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.’ Bu söz çağların deneyimlerinden süzülmüş çok ciddi bir gerçekliğe işaret eder. Nereye gideceğimizi belirleyen en önemli faktör seçtiğimiz arkadaşlardır. Zira arkadaşlarımız,

• -Kime, hangi ahlaka, anlayışa ve değerlere tahammül ettiğimizi,
• -Kalbimizin hangi değerlere gizliden gizliye ısındığını,
• -İleride giderek kime benzeyeceğimizi gösterdikleri gibi,
• -Tıpkı kılığımız kıyafetimiz gibi, çevremiz tarafından nasıl algılandığımızı da belirlerler.

Öyleyse zaman zaman hayatımızdaki eski eşyaları, kırılıp dökülen yerleri, bozuklukları, borçları, hakları temizlediğimiz gibi arkadaş çevresini inceleyip bir temizliğe tabi tutmaya ihtiyaç vardır. 

~

Dr. Muhammed Bozdağ

 

Dilinizi tutun, dudaklarınızı ısırın, ama eşinizi kırmayın..! 24 Mayıs 2012

.

Dilinizi tutun, dudaklarınızı ısırın, ama eşinizi kırmayın..!

“Ayşe teyze elli yıldır aynı yastığa baş koyduğu kocasıyla iki haftada bir aile hekimine gelir ve oturur oturmaz doktora şikâyete başlardı. ‘Kızııım, bu Ali amcan var ya, Allah ıslah etsin onu. Ali amcan, şöyle, Ali amcan böyle. Boşayacağım bu adamı.’ Ali amca da bazen titreyen sesiyle ‘Asıl sen şöyle böyle yapıyorsun!’ diye kendini savunur ve bazen de susardı. Aile hekimi sakinleştirmeye çalışırdı: ‘Etme Ayşe teyze, bunca yıldan sonra, böyle küçük meseleler yüzünden değer mi? El âleme ayıp, bu kadar sabrettiniz birbirinize, şurada ömürden ne kaldı geriye.’

Kısa süre sonra Ali amcanın öldüğü öğrenilir ve Ayşe teyze bir yıl ortalıklarda görünmez. Günün birinde çıkagelir Ayşe teyze. Eski canlılığını yitirmiştir, suskunlaşmıştır, gözlerinin feri kaçmıştır. Oturur aile hekiminin karşısına. ‘Nasılsın Ayşe teyze?’ diye sorar hekim.

Gözyaşlarına eşlik eden titrek sesiyle ‘Ah evladım’ der. Ali amcan öldüğünden beri hayatım bir kâbusa döndü. Peşlerinden neler çektiğim evlatlarımdan hayır yok. Ne oğlumun evine sığabildim, ne kızımın evinde bir köşecik bulabildim kendime. Ne gelimine yaranabildim, ne damadıma. Yapayalnız kaldım. Tek Ali amcan yaşasaydı da, bir iyilik etmesi lazım değil, hiç olmazsa evin bir köşesinde bir nefesi olsaydı.’
Görüyorsunuz, sizi en çok sevenler dâhil, herkes çekilip gidecek hayatınızdan, çocuklar yuvadan uçacak ve kimse size eşiniz kadar yakın kalamayacak. Sorun iffetsizlik değil, cana kast değil, akıl kaybı değil, hırsızlık değil, kumar değil, daha ne?

 Anlaşamıyormuşuz. Anlaşamamanın canı cehenneme! Eşinizin basit eziyetlerine sabretmezseniz cenneti hangi eziyetle kazanacaksınız? Üstelik kimsenin yanında eşiniz kadar rahat olamayacağınızı da biliyorsunuz. Öyleyse, ciddi ahlaki sorunu olmadığı sürece, sırf maddi kararlarda anlaşamamak yüzünden eşinizi kırmayın. Her şey en iyi olamıyorsa, boş verin olmayıversin. Dilinizi tutun, dudaklarınızı ısırın, ama eşinizi kırmayın.”

Muhammed Bozdağ

 

 
%d blogcu bunu beğendi: