Ah Binel Ask

Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur. Aliya İzzetbegoviç

Ramazanın güzellikleri… 27 Haziran 2014

ramazani serif

.

“Ramazan-ı Şerifte mü’minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letaifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumane gülüyorlar.”

~

Bediüzzaman Said Nursi (k.s), Yirmi Dokuzuncu Mektubat

Reklamlar
 

Arefenin yeri başkadır… 24 Ekim 2012

Filed under: Mübarek Günler ve Geceler — Ah Binel Ask @ 1:24 PM
Tags: , , , ,

arefe gunu

 

Bu günlerde oruç tutup, gündüzünü ve gecelerini de ibadetle geçirmek hem affa, hem de büyük sevaplar elde etmeye vesile olur.

Bu on gün içinde Arefe gününün yeri ise bambaşkadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına keffaret olur.”

(Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457)

Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman, Arefe günü kardeşi Hz. Aişe’nin (r.a.) huzuruna girdi.

Hz. Aişe oruçlu olduğu için hararetten dolayı üzerine su dökülüyordu.

Abdurrahman ona: Orucunu boz dedi.

Hz. Aişe: Resulullahın (s.a.v.), Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki senenin günahlarına keffaret olur dediğini işittiğim halde iftar mı edeyim?” dedi. (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458)

Keffaret olur, günahları örter, affettirir, demektir. Bizim gibi neredeyse bir günah denizinde yüzen ahir zaman Müslümanları için bundan daha büyük bir müjde olabilir mi? İşte af ve mağfiret fırsatı!

Başka bir rivayette ise Hz. Aişe şöyle demiştir:

“Arefe gününün orucu bin gün oruç tutmak gibidir.” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 460)

Demek ki, bir günlük arefe orucu, üç yıllık normal günlerde tutulan oruç sevabına denktir.

Efendimiz (a.s.m.), bugünün faziletini şöyle anlatır:

“Arefe günü gelince, Yüce Allah rahmetini saçar. Hiçbir gün o günde olduğu kadar insan cehennemden azat olunmaz. Kim Arefe günü gerek dünya ve gerekse âhiret ile ilgili olarak Allahtan bir şey isterse, Allah onun dileğini karşılar.”

Yine konuyla ilgili bir hadis şöyledir:

Arefe gününden daha faziletli bir gün yoktur. Allahü Teala o gün, yer ehli ile meleklere karşı övünür

 ve (Arafattaki hacıları kast ederek) şöyle buyurur:
Kullarıma bir bakın. Saçları başları dağınık, toz toprak içinde her uzak ilden bana geldiler.

Bu hâlleri ile onlar, rahmetimi ümit etmekteler, azabımdan dahi korkmaktalar.

 Şahit olunuz, onları bağışladım. Onların yerlerini cennet eyledim.

Melekler derler ki:
Onların arasında biri var ki; yalancıktan bu işi yapar. Falan kadın da öyle.

 Allahü Teâla şöyle buyurur: Onları da bağışladım.”

Arefe günü olduğu kadar, hiçbir gün cehennemden daha çok azat edilen olmaz.
Bu arada şunu hatırlatalım: Hadislerde zikredilen Zilhicce’nin ilk on gününden maksat ilk dokuz günüdür. Çünkü Zilhicce’nin onuncu günü Kurban Bayramı’nın birinci günüdür, bugün oruçlu olmak caiz değildir; ancak o gün de ibadet günüdür. Müstehap olan oruç, Kurban Bayramından önceki ilk dokuz gündür. On geceye ise, Kurban Bayramı’nın gecesi dahildir. Çünkü geceler önce gelmektedir.
Ayrıca Zilhicce’nin sekizinci gününe terviye günü dokuzuncusuna Arefe günü; Kurban bayramı gününe (onuncu güne) nahr=kurban günü, ondan sonraki üç güne de teşrik günleri denilmiştir.

Bu günlerde kazası olmayanlar, beş vakit namaza ilaveten nafile ibadetlere de ağırlık vermelidirler. Kazası olanlar ise daha çok kaza namazları kılmalıdırlar.

~

Cemil Tokpınar

.

“Allâhü Teâlâ’nın, kullarını Cehennem’den en çok âzâd ettiği gün Arefe günüdür.”

~

(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)

 

Ramazan şahit olsun ki! 05 Ağustos 2012

Ramazan şahit olsun ki!

Zaman, tüm yaratılışı anlamlandıran bir özge yaratılıştır. Bu nedenle Kur’an’ın, üzerine en çok yemin ettiği şey, zaman kesitleridir.

Zaman üzerine bunca yemin edilmesinin nedeni, insan için “hayat” demeye gelen zamana bir dikkat çekiştir; bedelsiz elde edildiği için önemi gözden kaçan zamana. Ama bu yeminlerin bundan daha önemli bir mesajı var: zamanı şahit tutmak. “Ve’l-‘asr” demek “Zaman şahit olup dile gelsin” demektir. Sen ey zamana maruz kalan insan, zaman senin şahidindir unutma. Sabah dile gelecek, akşam dile gelecek, gece dile gelecek, gündüz dile gelecek, öğle dile gelecek, şafak dile gelecek, gün dile gelecek, ay dile gelecek ve Ramazan dile gelecek

Ramazan şahit olup dile gelirse neler söyleyecek?

Kimileri için “O beni tuttu, fakat ben onu tutmadım Ya Rabbi” diyecek. Kimileri için “O beni tuttu, ben de onu tuttum

Ya Rabbi!” diye şahit olacak. Daha başkaları için “Ne o beni tuttu, ne ben onu tuttum” diyecek. Biz bunlardan hangisine gireceğiz. Ramazan bizim hakkımızda Rabbine neler diyecek?

Zamanın bazı kesitlerini vahiy öne çıkarır. Bunların en başında Kadir Gecesi gelir ki, Kur’an’a göre “bin aydan hayırlı’dır.” Kadir gecesi ise, bu kutsallığını, Kur’an’ın inmeye başladığı gece oluşundan alır. Bu gecenin Ramazan ayı içerisinde yer alan gecelerden biri olduğunu da, biz, yine Kur’an’dan öğreniyoruz.

Şu halde, Ramazan orucu, bir anlamda, Kur’an’ın doğum günü/gecesi içerisinde yer aldığı için, tamamını oruç tutarak kutladığımız Ramazan yine geldi; Peki, Ramazan’ın sebeb-i hikmeti olan Kur’an da geldi mi?

Ramazan’ı idrak eden her mü’min, bu soruyu kendisine sormalı. Hayatında Kur’an’ın ne kadar yer aldığına bakmalı. Doğum gününü âlâyı vâlâ ile kutladığı nur topu ‘çocuğun’, kendisine ne olduğunu sormalı. Kur’an’sız bir Ramazan orucu tutmanın; çocuğu öldürüp, doğum gününü kutlamak, gibi bir şey olduğunu düşünmeli…

“Ey Ramazan!” demeli; gelirken aşksızlıktan çöle dönmüş yüreklerimize, Kur’an’ın rahmet bulutlarını da getir ki, uyuyan idraklerimiz, Kur’an’ın sağaltıcı soluğuyla uyansın. Özlemeyen, sızlamayan, inlemeyen, yanmayan yüreklerimiz özlesin, sızlasın, inlesin ve yansın. Ve insan, içine doğru yapacağı yolculukta gönlünün çeperlerine tutunarak kapasitesinin sınırlarına dayansın.

Bütün bunların gerçekleşebilmesi için, Ramazan’ın festivalleşmesinin ve “diyet ayı”na dönüştürülmesinin önüne geçmek gerekir. Ramazan’ı festivalleştirenler, Ramazan Bayramı’nı da “Şeker Bayramı”na dönüştüreceklerdir. Oysa ki Ramazan “bedence küçülüp, ruhca büyüme”nin talim edildiği bir zaman dilimidir.

Ramazan bir ruh beslenmesidir ki, Bu ayda insanın hayvani tarafı, nefsi, iç güdüleri, şehveti, tutkusu ve dünyevileşme hırsı geriye çekilip insani tarafı öne geçer.

Ramazan yıllık ruh bakımıdır. Oruç insanda, yüreğe doğru bir yolculuk gerçekleştirmenin aracıdır. Yüreğe, yani insanın kendi özüne. Eğer, yolculuğunu sürdürmeyi göze alırsa, orada karşılaşacağı, yine kendisi; En doğal, en maskesiz, en yalın haliyle özbenliği olacaktır.

İnsan, bu yolculuğun sonunda, kendisiyle buluşacak, bilişecek, tanışacak ve barışacaktır; Yani ‘silm’e (barış), teslimiyete ve selamete (Kurtuluş) ulaşacaktır. Kendisiyle barışık olan, hiç kuşkunuz olmasın, Hakikat’le barışık olur. Kendisiyle kavgalı olan ise, başta Allah olmak üzere, hakikatle, doğayla, insanlıkla kavgalı olur.

İçinden geçtiğimiz şu netameli ve kaygan zaman diliminde hepimiz,sahte ve sentetik gündemlerin bombardımanı

altında kendimizi kaybediyoruz. İşte fırsat;

Ramazan! Sahici ve ilahi gündem. Dahası Ramazan şahidimiz.

Kim istemez; “Ramazan şahit olsun ki ben onu o da beni tuttu!” demeyi?

~

Mustafa İslamoğlu

 

Hayvanlar Oruç Tutmaz! 02 Ağustos 2012

Filed under: Hayatın İçinden — Ah Binel Ask @ 4:13 PM
Tags: , , , , , , ,


 Son asrın evliyalarından Hacı Cemal Öğüt Fatih Camiinde, bir Ramazan gününde vaaz ediyor. Dışarıda oruç tutmayanları, başı açıkları, namaz kılmayanları görüyor, onlara bir şeyler demesi lazım, ama direkt olarak bir şey de söylemek istemiyor.

Konuya şöyle giriyor:

Şu Hacı Cemal var ya, bu saf hanımla nasıl yaşayacak, nasıl idare edecek, bilemiyorum.”

Diyeceksiniz ki: “

Senin hanım çok mu saf?”

Aman sormayın, o kadar saf, o kadar saf ki, isterseniz bir saflık örneği vereyim de bakın anlayın. Hacı Cemal’in de bu saf hanımla nasıl yaşayacağını siz düşünün.

Efendim, öğle namazından önce abdestimi aldım, cübbemi giydim, kapıya da çıktım, buraya vaaza gelmek üzere ayakkabılarımı giyerken bizim hanım da mutfakta iftarlık yemek hazırlıyordu. Birden feryadı bastı.

“Eyvah, bu da mı gelecekti başıma?”

Hemen ayakkabılarımı çıkardım/mutfağa doğru koştum, baktım, mutfakta bir şey yok.

Dedim ki:

“Hanım, yangın alarmı verir gibi ne bağırıyorsun öyle? Ne var?”

Dedi ki:

“Görmüyor musun kediyi?”

“Görüyorum, kediye ne olmuş?”

“Daha ne olacak? İftarlık pideleri yiyor” demez mi?

Tepem attı.

“Hanım sen de ne kadar cimrisin. İnsan bir pide için bu kadar çığlık atar mı? İşte camiye gidiyorum. Ne kadar pide istersen alır getiririm, hem de tazesinden” deyince, hanım bu sefer saf saf bana baktı, dedi ki:

“İlahi hoca, asıl saf olan sensin! Ben pideye mi acıyorum? Görmüyor musun, şu mübarek Ramazan gününde hayvan oruç tutmuyor, oruç? Şapur şupur pide yiyor. Ben hayvanın oruç yediğine kızıyorum, ona üzülüyorum.”

Tepem iyice attı. Ben de dedim ki:

“İlahi hatun sen bilmiyor musun ki, hayvanlar oruç tutmaz, sen bilmiyor musun ki hayvanlar namaz kılmaz, sen bilmiyor musun ki, hayvanlar açık yerlerini örtme ihtiyacı duymazlar”

Cemal Hoca cemaate döner:

“Nasıl bizim bu saf hatuna iyi söylemiş miyim?”

Cemaatte gülüşmeler, mesaj alınmıştır.

 

Bedenimizin zekatını verelim! 21 Temmuz 2012

Filed under: Bir Hadis-i Şerif — Ah Binel Ask @ 4:09 PM
Tags: , , , , ,

“Her şeyin bir zekatı vardır bedenin zekatı da oruçtur.”
~
(Hadîs-i Şerîf, İbniMace, Siyam; 44)

 

Oruç Kuyusunda Sabret Ki…

Filed under: Aforizmalar - Nurâni Nakışlar - Özlü Sözler — Ah Binel Ask @ 12:08 AM
Tags: , , ,

“Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah’ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından,

bir derde uğratmasından daha iyidir…

Oruç kuyusunda sabret ki; Yusuf gibi aşk Mısır’ında aziz olasın.”

~

Hz. Mevlâna (k.s.)

 

Üç Aylar geliyor, yatırıma hazır mısınız? 21 Mayıs 2012

Filed under: Risale-i Nur'dan İnciler... — Ah Binel Ask @ 12:45 PM
Tags: , , , ,

.

“Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzamda üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar. Bu pekçok uhrevî faydaları kazandıran ticaret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakikat ve ibadet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü  ehl-i imana temin eden şuhûr-u selâsenizi (üç aylarınızı) tebrik ediyoruz.” 

Bediüzzaman Said Nursi hz.
(Şuâlar, s. 416)

 

 
%d blogcu bunu beğendi: