Ah Binel Ask

Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur. Aliya İzzetbegoviç

Harf inkılâbının gerçek yüzü! 14 Mart 2013

harf_devrimi_inkilabi

.

‘Osmanlı satılığa çıkarıldı’ diyorsunuz. Çok iddialı bir söylem değil mi? Satan kim? Satılan ne?

Daha ağırını dememek için ‘satılığa çıkarıldı’ dediğimi bilmenizi isterim. Osmanlı Devleti Mondros’la birlikte öyle bir kapana kıstırıldı ki, ölüm gösterilip sıtmaya razı edildi. Bir başka deyişle Sevr gösterilip Lozan’a razı edildi.

Peki Sevr neydi?

Bir daha bu coğrafyada bir Osmanlı vücut bulmasın diye dibine kostik asit dökmek demekti. Rengi ve şekli değişince bu tehlikeli madde kullanışlı hale gelir diye düşünüldü. Ancak Sevr masa başında imzalansa da, Osmanlı yöneticileri ve Padişahı tarafından bütün zorlamalara rağmen imzalanmadı. Kadük kaldı, Churchill’in deyişiyle ölü doğdu. Ama Akif’in Nasrullah Camii’ndeki feryadında gördüğümüz gibi büyük bir panik yaratmaya başardı ve en büyük hizmeti, Lozan’a razı etmek şeklinde karşımıza çıktı.
Sorunuzun cevabı tam burada gizli: Sevr’in ıslah ve tadil edilmiş şekli olan Lozan (harita ölçeklerine varıncaya kadar aynıydı), bağımsızlığımızı rehinden kurtardı kurtarmasına ama karşılığında kostik asiti kendi elimizle üzerimize dökmeyi bize kabul ettirmiş oldu. Sonuçta Batılılaştık, ‘beyaz’laştık (Afet İnan 1961’de çıkan “Kadın Haklarının Kazanılması” adlı kitabında bile “Esasen ırk tipi bakımından Garplılardan farklı olmayan Türk kadını”ndan söz ediyordu!) ve beyaz oluşumuzun önündeki utanç verici engel veya safralardan kurtulmak için çırpındık durduk. İşte tam da kimliğimizin ‘satılması’ bu aşamada gerçekleşti ve Ayasofya’da somutlaştı.

Ayasofya’nın nasıl bir yeri var ‘satış’ta?

Ayasofya bu pazarlıkta satıldı. Müze yapılması, Fetihten dolayı özür dilemenin başka bir yolu değil midir? Camilerin, medreselerin kapatılması, vakıfların kiralanıp satılması, Arapça ezanın, Arapça ve Farsça öğretiminin yasaklanması, medeni kanuna, yer isimlerine, alfabeye ve soyadına varıncaya kadar bayrak hariç neredeyse bütün kültürel kodların değiştirilmesi ve nihayet Asyalı değil, Avrupalı beyaz ırktan olduğumuzun ispatı peşine düşülmesi satılmanın aşamalarıdır sadece. Yapılan iş iddialı ve büyük olunca buna karşı çıkmak ve ‘Bakın bunlar normal işler değil, Avrupa’nın başına bu anormal ‘devrim’lerin yüzde biri gelmiş değil demek’ de iddialı kaçıyorsa kaçsın. Ne yapalım!

Harf İnkılâbı kimileri için devrim ve çağdaşlığın nişanesi kimileri için de kendi geçmişine ihanetin. Harf İnkılâbının amacı neydi ve olmasaydı ne olurdu?

Harf İnkılâbının amacı, bu toprakların İslamiyet’le, Kur’an’la ve Müslümanlarla olan bağını kesmekti. Başarıldı bu. Şimdi edebiyat fakültelerimiz Osmanlıcayı sanki yabancı bir dil gibi öğretiyor ve yapılan tezlerin hatırı sayılır bir kısmı Osmanlıca metinleri Latin harflerine çevirmekten ibaret. Yani 90 yıldır patinaj yapıyoruz. Bir Japon veya Alman turistten ne farkımız var Sultanahmet’e girince? O da okuyamıyor, biz de! Eşitlik sağlanmış olmadı mı? Hepimiz turistlerle eşit hale gelmedik mi? İtiraf edelim. Bazen 1920’lerin İngilizce gazetelerini okurken tuhaf oluyorum. İnsan mevcut İngilizcesiyle kendi diliyle okuyamadığı 90 yıllık bir gazeteyi okuyunca enayi yerine konulmuş olduğunu fark ediyor. Onların kültürel tradisyonları kesilmemiş, bizimki kesik. Peki neden biz kurban olduk da onlar değil?

.

Mustafa Armağanla yapılan ropörtajdan alıntı

Kaynak: Star-Kitap, http://www.risalehaber.com/kimligimiz-ayasofyanin-muze-yapilmasiyla-satildi-173736h.htm

Reklamlar
 

Milletimin hiçbir evrakına abdestsiz imza atmadım… 22 Şubat 2013

Filed under: Edebi İktibaslar — Ah Binel Ask @ 8:46 PM
Tags: , , , ,

Osmanlı Istanbulu

.

Sultan Abdülhamid Han, âcil bir iş zuhur edince, gecenin hangi vakti olursa olsun uyandırılmasını ister, ertesi güne bırakılmasına

rıza göstermezdi. Bu hususta mâbeyn başkatibi Es’ad Bey, hatıratında şöyle demektedir: 

“Bir gece yarısı, çok mühim bir haberin imzası için Sultan’ın kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. ‘Acaba Sultan’a emr-i Hakk mı vâki oldu?‘ diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım, bu sefer kapı açıldı ve Sultan elinde bir havlu ile kapıda göründü. Yüzünü kuruluyordu. Tebessüm etti:

‘ – Evlad ! Bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Kapıyı daha ilk vuruşunuzda uyandım, ancak abdest aldığım için geciktim; kusura bakma!.. Ben bu kadar zamandır milletimin hiçbir evrakına abdestsiz imza atmadım…

Getir imzalayayım!… ‘

Ve besmele çekerek evrakı imzaladı.”

 

Keskin bir hafızaya nasıl sahip olunur? 27 Ocak 2013

Filed under: Edebi İktibaslar — Ah Binel Ask @ 7:37 PM
Tags: , , ,

ahbinelask.wordpress.com.

Mahir İz Hoca efendiye sormuslar: “Keskin bir hafızaya nasıl sahip olunur?”

– Evladım biz Osmanlı mektebine gittik. Bize ilk gün “Yolda nasıl yürünür” bunun kaidesini ögrettiler.. Göz, ayagın yürürken ayagın ucunda olacak (Nazar ber kadem) Gözümüz hep ayagımızın ucundaydı.. Hep önümüze bakardık..

Sizler sürekli etrafınıza bakıyorsunuz. Ona bak, suna bak.. Sizde hafıza olmaz… Günahı göz isler de belasını gönül çeker!…

Gözler bakar, gönül rahatsız olur ve HAFIZA ZAYIFLAR…

 

OSMANLI DEVLETİ’nin 714. Kuruluş Yıl dönümü Mübarek Olsun…

Filed under: Edebi İktibaslar — Ah Binel Ask @ 6:38 PM
Tags: , , , , , ,

Osmanlı Tuğrası

.

27 Ocak 1299

OSMANLI DEVLETİ’nin 714. Kuruluş Yıl dönümü Mübarek Olsun…

 Bu sevda bitmez…

.

Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kiyâfet ile, pek çok zengin, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal,

manav dükkânlarına gider, onlardan Zimem Defteri ’ ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi.

Baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamını yaptırıp,
miktarını ödedikten sonra; “Bu borçları silin! Allah kabul etsin!” der, kendilerini tanıtmadan çekergiderlerdi.

Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezdi…

Gizli verilen nâfile sadakanın, açıktan verilen nâfile sadakadan yetmiş kat dahâ sevâp oldugunu bilen zevât, yardımlarını mümkün olduğunca gizliden yapmaya gayret ederdi. Ecdadımız sağ ile verdiğini, sol elinden bile gizler, yaptikları iyilikleri unutur giderlerdi.

* * *

Sultan Abdülhamid Han, âcil bir iş zuhur edince, gecenin hangi vakti olursa olsun uyandırılmasını ister, ertesi güne bırakılmasına rıza göstermezdi. Bu hususta mâbeyn başkatibi Es’ad Bey, hatıratında şöyle demektedir:

 “Bir gece yarısı, çok mühim bir haberin imzası için Sultan’ın kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. “Acaba Sultan’a emr-i Hakk mı vâki oldu?” diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım, bu sefer kapı açıldı ve Sultan elinde bir havlu ile kapıda göründü .Yüzünü kuruluyordu. Tebessüm etti:

 “– Evlad ! Bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Kapıyı daha ilk vuruşunuzda uyandım, ancak abdest aldığım için geciktim; kusura bakma!.. Ben bu kadar zamandır milletimin hiçbir evrakına abdestsiz imza atmadım…Getir imzalayayım!…”

Ve besmele çekerek evrakı imzaladı.”

 

Sana senden daha güzel bir hediye bulamadım… 02 Eylül 2012

.

Osmanlı’da erkeğin bayana hediye olarak ayna vermesinin

âdetmiş ve bu bayan için nice pahalı hediyelerden daha mâkbulmüş 

çünkü aynanın manası

“sana senden daha güzel bir hediye bulamadım”

demekmiş… ♥

 

Osmanlı’nın Sigorta Şirketi! (c.c.)

Filed under: Edebi İktibaslar — Ah Binel Ask @ 8:19 PM
Tags: , ,

İngiliz Büyükelçisi,
Eski Türk evlerinin dış duvarlarına asılan
“Ya Hafîz” (Muhafaza Eden Rabbimiz) levhalarını görünce dayanamamış
ve Keçecizade Fuad Paşa’ya bunların ne olduğunu sormuş.
Fuad Paşa İngiliz’in tam anlayacağı dille cevap vermiş:
– O gördükleriniz, Osmanlı Sigorta Şirketinin levhalarıdır.

 

Hünkar mahfili…

Filed under: Edebi İktibaslar — Ah Binel Ask @ 5:11 PM
Tags: , , , , ,

Osmanlı camilerinde padişahın namaz kıldığı yere hünkar mahfili denir.
Bu yerin kapısının üzerinde çifte vav vardır.
Çifte vav ebced hesabıyla 66 eder, bu da Allah demektir.
Ve bu kapının içeri açılan kısmı normal insan boyundan biraz kısadır.
Padişah burdan içeri girerken başını eğsin, ayakları yere bassın,
Kendinden büyük Allah’ın olduğunu unutmasın…

 

 
%d blogcu bunu beğendi: