Ah Binel Ask

Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur. Aliya İzzetbegoviç

Rabbin ile aranda sen varsın… 15 Şubat 2013

Filed under: Aforizmalar - Nurâni Nakışlar - Özlü Sözler — Ah Binel Ask @ 7:49 PM
Tags: , ,

ahbinelask.wordpress.com

.

Rabbin ile aranda sen kendin varsın.

 Kendini aradan çıkar.

 İşte o zaman O’nu görürsün!

 ~

 Abdülkadir Geylani (k.s.)

.

Vakt-i Şerif, Cuma, ahir ve akibet hayrola efendim…

Allah bizi insaf, adalet ve itidalden mahrum bırakmasın.

Vesselam, veddua, velmahabbe…

 

Sanırlar mı ki, biz secde ederken taşa, toprağa baş koyarız? 01 Kasım 2012

.

“Rabb’im… Sanırlar mı ki, biz secde ederken taşa, toprağa baş koyarız?

Hayır, eğilen başımız o kaskatı yerde Senin aşkının yumuşak dalgalarına karışır…”

.

Aşkın Gözyaşları – II

 

Sana niyaz İçinde bir fecir aydınlığı ruhumuzu sarıyor… 05 Ekim 2012

Filed under: Dua Bir İksirdir... — Ah Binel Ask @ 2:19 PM
Tags: , , ,

Ey Rabb-i Rahîm! Biz güçsüz, hasımlarımız azgın; şeytan ve avenesi bir cephe oluşturmuş ki,

Sen inayet etmezsen bunlarla baş etmemiz mümkün değil; her yanda düşmanlarımız gayzla köpürüyor;

 dostlarsa suskun ve temkin murâkabesinde. Sadece o kadar mı? Hayır, bir sürü de dost kılığında düşman var 

ve hepsi de tam tekmil taarruz vaziyetinde. Hâdiseler acımasız cereyan ediyor; hicranla geçen zaman

bir türlü bitmiyor, mekan da, zamanın rengine bürünüyor. Bazen seherlerde esen yeller bile kasvetle esiyor;

bazen de Sana niyaz içinde bir fecir aydınlığı ruhumuzu sarıyor.

İnşirah duyup biraz seviniyoruz; biz sevinirken hasımlarımız da ha bire ha esiriyor;

bu defa bize de olduğumuz yerde kalakalıp yutkunma düşüyor.
Bütün bunları Sana açıyor, içimizi Sana döküyor ve nazar-ı merhametine dehalet etmek istiyoruz.

Aslında, Sen varken başkalarından yardım istemek şirk ve şuna-buna el açmak da bir saygısızlıktır.

Yaralarımızı saracak Sen, ızdıraplarımızı dindirecek de Sensin.

Sensin kin ve nefretle atan kaskatı kalbleri yumuşatacak;

Sensin nifak gel-gitleri içinde bocalayıp duranlara istikamet üfleyecek.

Nazarî insanlıktan amelî insan olmaya yükselememiş bahtsızların talihlerine de bir ışık yak.

Uzakta duranları daha da uzaklaştırarak tazib etme;

dudakları Seni tazimle süslü kulların yakarışları arasında bizim dileklerimize de icabet buyur.

~
Sızıntı, Aralık 2002, Cilt 24, Sayı 287

.
Vakt-i Şerif, Cuma, ahir ve akibet hayrola efendim…

 

Amelimizi rızana yol eyle! 17 Ağustos 2012

Filed under: Dua Bir İksirdir... — Ah Binel Ask @ 8:33 PM
Tags: , , , , , ,

.

Ey Rabb-i Rahim’im! Bizi kitabına itaatkâr kıl! Bizi isyankâr kılma! Bizi işlerimizde adaletli kıl! Bizi zalim kılma!

Bizi yürek sahiplerine merhametli kıl! Bizi katı yürekli kılma! Bizi kendine kul eyle! Bizi başkalara kul eyleme!

Amelimizi rızana yol eyle! Kahrına, gazabına yol eyleme! Bizi birr’e, hayra, sevaba nail eyle!

Bizi şerre, kötülüğe, ucba mail eyleme! Bize meleklerinin sesini işittir!

Bize dessasların desiselerini işittirme!

Âmin!

Vakt-i Şerif, Cuma, ahir ve akibet hayrola efendim…

 ~

Süleyman Kösmene

 

Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?” 03 Ağustos 2012

Filed under: Risale-i Nur'dan İnciler... — Ah Binel Ask @ 6:00 PM
Tags: , , , ,

.

Ramazan-ı Şerifin orucu, doğrudan doğruya nefsin mevhum rububiyetini kırmak ve aczini göstermekle ubûdiyetini bildirmek cihetindeki hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Nefis Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azaplar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir, abd olduğunu bildirir.

Hadisin rivayetlerinde vardır ki:

Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?”

Nefis demiş: “Ben benim, Sen sensin.”

Azap vermiş, Cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: “Ene ene, ente ente.” Hangi nevi azâbı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş.

Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş: “Men ene? Ve mâ ente?”

Nefis demiş: اَنْتَ رَبِّى الرَّحِيمُ – وَاَنَا عَبْدُكَ الْعَاجْزُ Yani, “Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben senin âciz bir abdinim. 1

~

 Risale-i Nur Külliyatı Ramazan Risalesi 9. Nükte

Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :
 1 : El-Havbevî, Dürretüt’l-Vâizîn, s. 11.

 

Affet bizi, ey Rabb`imiz! 25 Mayıs 2012

Allah`tan başka ilâh yok. Hayy`dır O, sürekli diridir; Kayyûm`dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O`na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O`nun dur. O`nun huzurunda, bizzat O`nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!… İnsanlar O`nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiç bir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O`nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O`na hiç de zor gelmez. Aliy`dir O, yüceliği sınırsızdır; Azîm`dir O, büyüklüğü sınırsızdır. (Bakara Suresi 255. ayet)  

“Dinledik, boyun eğdik. Affet bizi, ey Rabb`imiz. Dönüş yalnız sanadır. “ (Bakara Suresi 285. ayet)

 

Hz. Bediüzzaman’ın az bilinen bir münacaatı! 23 Mart 2012

Filed under: Bediüzzaman Said Nursi hz. — Ah Binel Ask @ 4:56 PM
Tags: , , , , , ,

Hz. Bediüzzaman’ın az bilinen bir münacaatı

 İlâhî! Bana gereken odur ki, dünya da, ukbâ da elimden gitse veya bütün kâinat benim olsa, yine de hiç aldırmamalıyım.

Çünkü Sen, benim Rabbim’sin, Yaratıcım’sın ve İlâhım’sın ya! Ve ben de, Sen’in mahlûkun ve eserinim ya! Nihayetsiz isyanım ve nihayetsiz uzaklığım kereminle aramda bağ bırakmamış olsa da, Sen’inle hâlâ bir bağım ve Sana bağlılığım var: evet, Sen’in mahlûkun ve kulun olmam lisanıyla yalvarıyorum:

Ey Yaradanım, ey Rabbim, ey Rızkımı Veren, ey Mâlikim, ey Beni Şekillendiren, ya İlâhî! Sonsuz Güzel İsimler’in ve İsm-i A’zam’ın hürmetine, baştan sonra hikmet dolu ve doğruyu yanlıştan, hakkı bâtıldan ayıran Kur’ân hürmetine, Habîb-i Ekrem’in hürmetine, Kelâm-ı Kadîm’in hürmetine, Arş-ı A’zam’ın hürmetine, bin kere bin Kul Hüve’llahü Ehad hürmetine Sen’den istiyorum. Ya Allah, ya Rahmân, ya Hannân (yaratıklarını sonsuz şefkatle gözeten), ya Mennân (eşsiz ve sonsuz iyilik sahibi), ya Deyyân (mutlak hâkim; iyiliğin de, affa uğramamış kötülüğün de karşılığını veren)! Bağışla beni ey Ğaffâr (bağışlaması pek bol), ey Settâr (ayıpları örten), ey Tevvâb (tevbeleri cömertçe kabûl eden), ey Vehhâb (karşılıksız ve pek bol veren)! Günahlarımı, hatalarımı affediver ey Vedûd (sonsuzca seven ve sevilen), ey Raûf (acıması ve merhameti pek çok), ey Afûv (günahları, hataları affediveren), ey Ğafûr (günahları, hataları bağışlayan)!

Bana lûtfunla muamelede bulun ya Lâtîf (sonsuz lûtuf sahibi), ya Habîr (her şeyden hakkıyla haberdar), ya Semî’ (her şeyi hakkıyla işiten), ya Basîr (her şeyi hakkıyla gören)! Günahlarımdan, hatalarımdan geçiver ya Halîm (cezalandırmada hiç acele etmeyen), ya Alîm (her şeyi hakkıyla bilen), ya Kerîm (keremi, ihsanı sınırsız), ya Rahîm (hususî rahmeti de sonsuz)!

Beni Sırat-ı Müstakîm’e hidayet buyur ya Rabb, ya Samed (Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayıp, her varlık kendisine muhtaç olan), ya Hâdî! Bana karşılıksız cömertlikte bulun ya Bedî’ (yaratması da, ihsanı da eşsiz ve örneksiz), ya Bâkî (ezelden ebede kesintisiz var olan), ya Adl (mutlak adalet sahibi, her şeyi tam yerinde ve dengede yapan), ya Hû (ey ancak O, ancak Kendisi olan)!

İman ve Kur’ân’ın nuruyla kalbimi de, kabrimi de aydınlat ya Nûr, ya Hakk, ya Hayy, ya Kayyûm (varlığı hem kendinden hem de kendi kendine ve başka her şeyin varlığı da O’nunla kaim olan), ya Mâlike’l-mülk (mülkün, malikiyetin mutlak sahibi), ey Celâl ve İkram Sahibi! Ey öncesi olmayan Evvel, ey sonu olmayan Âhir, ey en görünmezliği içinde en açık Zâhir, ey en açık oluşu içinde en gizli Bâtın, ya Kavîyy, ya Kâdir, ey Mevlâm, ya Ğafir (günahları bağışlayan), ya Erhame’r-Rahimîn (eşsiz ve mukayesesiz rahmet sahibi)! Kur’ân’daki İsm-i A’zam hürmetine, kâinat kitabında en büyük sırrın olan Hz. Muhammed (s.a.s.) hürmetine ne olur, lûtfet, lûtfet de bu Sonsuz Güzel İsimleri’nden kalbime ve kalıbıma, kabirde ruhuma İsm-i A’zam’ın nurlarını yansıtıp yayacak bir pencere aç! Aç da, bu sahife kabrimin tavanı gibi ve bu İsimler hakikat güneşinin şualarını ruhuma yansıtan bir pencere gibi olsun! İlâhî! Diliyor ve dileniyorum ki, ebedî bir dilim bulunsun ve onunla Kıyamet’e kadar İsimleri’nle Sana sesleneyim! Bu nakışları (münacaatı) dilim sustuktan sonra susmaz bir dil olarak benden kabûl buyur!

Allah’ım! Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.s.) öyle salât ve selâm eyle ki, onunla bizi bütün felâketlerden ve âfetlerden koru, bütün ihtiyaçlarımızı gider, bizi bütün kötülüklerimizin kirlerinden arındır ve bütün günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla! Ya Allah, ey duaları kabûl buyuran! Hayatım boyunca ve ölümümden sonra her ânım için benden efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.s.), Âli’ne, Ashâbı’na, Ensârı’na ve tâbilerine milyon kere milyon salât ve selâm eyle. Ve her bir salât, ömrüm boyunca alıp verdiğim âsî nefeslerim adedince artsın! Ve her bir salât hürmetine, ya Erhame’r-Rahimîn, eşsiz ve sonsuz rahmetinle beni bağışla ve bana merhamet et! Âmîn!

Not: Bu münacaat, Kulûbü’d-Dâria’nın yeni baskısında yer alacaktır.
~
Ali Ünal

 

 
%d blogcu bunu beğendi: