Ah Binel Ask

Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur. Aliya İzzetbegoviç

“İnsanların çoğu yoldan çıkmışdır.” (Maide, 49) 18 Ağustos 2014

Filed under: Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan — Ah Binel Ask @ 3:17 PM
Tags: ,

insanlarin cogu yoldan cikmis

Reklamlar
 

Yalnız Allah’tan iste ki, Allah seni sevsin 17 Mart 2013

sevmek

.

Hem Allah, hem kulları tarafından sevilmek isteyenler için, Hz. Ebu Bekir’den benzersiz bir formül:

“Kendilerinden birşey isteme ki, insanlar seni sevsin, yalnız Allah’tan iste ki, Allah seni sevsin.”

 Metin Karabaşoğlu

 

Sen onu, ANNE diye çağıracaksın… 26 Ekim 2012

Filed under: Edebi İktibaslar — Ah Binel Ask @ 8:03 PM
Tags: , , , ,

.

Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış.

.

 Bir gün Allah’a sormuş;

“Allah’ım, beni yarın dünyaya göndereceğini söylediler.
Fakat, ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım?”

– “Tüm meleklerin arasında senin için bir tanesini seçtim, O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. 

Meleğin sana hergün ninni söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın.”

“Peki, insanlar bana birşey söylediklerinde, dillerini bilmeden, söylediklerini nasıl anlayacağım?”

– “Meleğin sana dünyada duyabileceğin en tatlı ve en güzel sözcükleri söyleyecek. Sana konuşmayı,

dikkatle ve sevgi ile öğretecek.”

.

“Peki, ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım?”
 – “Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi de öğretecek.”

.

“Dünyada kötüler olduğunu da duydum. Beni onlardan kim koruyacak?”

 – “Meleğin seni kendi hayatı pahasına da olsa koruyacak.”

“Fakat, ben Seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm.”
– “Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve ulaşmanın yolunu öğretecek.”

.

O sırada cennette bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete kadar ulaşır.

Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar; “Şimdi gitmek üzere isem, benim Meleğimin adı ne?”

 “Meleğinin adının önemi yok, Sen onu, ANNE diye çağıracaksın…”

 

Anladım ki!.. 20 Ekim 2012

Filed under: Hayatın İçinden — Ah Binel Ask @ 9:48 AM
Tags: , , , , ,

Anladım ki!..

 Anladım ki, yaptığımız kötülüklerin cezası çok defa ömür boyu çekiliyor.

Anladım ki, helaller ve haramlar iç içe geçmiş.

Böyle olunca insanlar helal hayatın tadını alamıyorlar. Harama da kolay kayıyorlar.

Aynı mekân hem deccalın cenneti, hem mehdinin cehennemi olmuş…

Anladım ki, eğlenmek, çok gülmek, çok neşeli olmak şeytanın tuzağıdır.

Böyle başlanır, yavaş yavaş eğlenceler insanı yutuverir. O insan için artık nefsin istekleri önemlidir. 

Nefsin sözünü dinler. Allah’ın söylediklerine kulak vermez…

Anladım ki, cehenneme giden yol öyle süslenmiş ki aldanmamak çok zor.

Şeytana uymamak insanın en büyük başarısıdır. Bu başarının karşılığı cennettir.

Bu mükâfat veresiye olduğu için pek çok kimse bunu bırakıp peşin zevki tercih eder…

Anladım ki, bir yangın var. İçinde imanımız yanıyor. Her ne kadar biz o yangından kurtulsak da çok yakınlarımız

o yangında yanıyor. İşte bunları bilmek büyük çileymiş…

Anladım ki, içinde bulunduğumuz hayat, insan yutan kumsallara benziyor.

O kumsalda helalle haram uzun süre beraber yürümüyor. Biri gelirse, diğeri bırakıp gidiyor…

Anladım ki, nasıl yaşayacağımızı Ve’l Asr Suresi şöyle anlatıyor: “Asra yemin olsun ki insanlık hüsrandadır.

Ancak iman edenler ve doğruları yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”

Yani insan zarardadır, zor durumdadır. Öyle zor durumdadır ki bu ayeti ağlayarak dinler amma

doğruları yapmak nedir, Hakk’ı tavsiye etmek nedir, diye düşünmez.

Anladım ki, “İnanıyorum ama yapamıyorum.” diyenlerin iradesi zayıf.

İradeyi kuvvetlendirmek için imanı kuvvetlendirmek gerekiyor.

İnsan neye nasıl inanması gerektiğini aklından çıkarmamalı…

Anladım ki, insanın manevi makamı evliyalığa kadar yükselebilir, cennetin en yüksek noktasına ulaşabilir.

Diğer tarafta da cehennemin dibine inmek var. Sanılmasın ki bu makamlar sadece ahirette.

Dünyada da örnekleri çoktur…

Anladım ki, ne istediğimizi ve bunun ücretini düşünmek Müslüman’ın en büyük gayesi olmalı…

Anladım ki, “Şu an içinde bulunduğum durum cennete ulaşmama yardım eder mi?”

sorusuna verdiğim cevabı Kur’an’ın mihengine vurmak, beni kurtarmaya yeter…

Anladım ki, Müslüman’ım demek bir iddiadır. Bu iddianın her hususta ispatı gerekiyor…

~

Hekimoğlu İsmail

 

İnsanlara “Namaz’ı” anlatın… 05 Eylül 2012

.

“İnsanlara “Namaz”ı anlatın.

 Anlamasalarda anlatın, dinlemeselerde anlatın, yine anlatın, yine anlatın.

 Belki ikna olurlar ve yeniden “Aşık” olurlar…”

 ~

Kahraman Araz

 

Allah İçin söyleyin! Muhammedî olanlar nerede..!? 22 Ağustos 2012

.

Ey insanlar!

 Görüyorum ki, evleriniz Rum kayserinin evlerine,

 Lükse hayranlığınız Kisra‘nın tutumuna,

 Servet peşinde koşmanız Karun‘un anlayışına,

 Saltanatınız Firavun‘un saltanatına,

 Nefisleriniz Ebu Cehil‘in nefsine,

 Gururunuz Ebrehe‘nin gururuna,

 Yaşayışınız Sefihlerin yaşayışına benziyor,

 Allah için söyleyin!

 Muhammedî olanlar nerede..!?

~

 Yahya bin Muaz (r.a)

 

Kızımı Kime Vereyim? 31 Mayıs 2012

Filed under: Ailemiz...Hane-i Saadetimiz... — Ah Binel Ask @ 2:04 PM
Tags: , , , , , ,

 Merv şehri kadısının bir kızı vardı. Ülkedeki ileri gelen zengin, makam ve mevki sahibi kimseler bu kızı isteyince hiç birine vermedi. Bu zatın Mübarek adlı, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardı. Aradan iki ay geçmiş, meyveler olgunlaşmış, bolluk bereket gelmişi. Efendisi Mübarek’ten üzüm isteyince toplayıp getirdi. Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olgunlaşmamıştı, başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı.

Efendisi:

-“Bahçede o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?” demekten kendini alamadı.

Mübarek:

-“Efendim! Ekşisini, tatlısını bilmiyorum” diye cevap verdi.

Bağ sahibi:

-“Subhanallah! İki aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun!” diye çıkıştı.

Mübarek onları yemekle değil, korumakla vazifeli olduğunu biliyordu.

Efendisi:

-“Niçin onlardan yemedin?” deyince:

-“Siz benden bağdaki meyvelerinizin muhafazasını istediniz. Yiyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu, emrinize karşı gelebilir miyim?” cevabını verdi.

Efendisi böyle bir hadiseyle ilk defa karşılaşmıştı. Mübarek’in bu haline hayran kaldı. Güvenebileceği birini bulmuştu. Gerçekten onu ve halini çok sevmişti. Kölesine dönerek:

-“Sana bir şey soracağım.” diye söze başladı. Sonra: “Benim bir kızım var, malı, makamı yüksek pek çok kimse onu ister. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemiyorum. Bu hususta bir fikrin olur mu? Sen ne dersin?” diye sordu. Mübarek bu söze karşı şöyle dedi:

-“Efendim!.. İnsanlar damat için cahiliye devrinde soya, sopa; yahudiler ve hristiyanlar güzelliğe, Rasûlullah (s.a.v) zamanında dindarlığa, Allahu Teâlâ’dan korkup haramlardan sakınmaya bakarlardı. Zamanımızda ise mala ve makama bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seç.” Bunun üzerine efendisi:

-“Ben dindarlığı ve takvayı seçiyorum ve kızımı seninle evlendirmek istiyorum. Çünkü sende haramlardan kaçma, dinine bağlılık, iyi hal, emanet ve güvenilirlik gördüm ve bunları sende buldum” dedi.

O ise kendisinin köle olduğunu, parayla satıldığını, böyle olunca evlenmelerinin garip karşılanacağını, hem kızının buna razı olmayacağını bir bir anlattı. Akıl da öyle diyordu, lakin kadı kararlıydı. “Kalk eve gidelim” dedi.

Eve varınca hanımına:

-“Bu salih, dindar, takva sahibi bir köledir. Kızımızı onunla evlendirmek istiyorum. Sen ne dersin?” deyince, hanımı:

-“Sen bilirsin, fakat bir de kızımıza sormalıyız ” cevabını verdi.

Anne durumu kızına açıp babasının niyetini söyleyince, kızı da bu hususta her şeyi anne ve babasına bıraktığını bildirdi. Kadın kızlarının razı olduğunu babasına anlatınca nikahları kıyıldı.

Fakat mübarek kızın, yani hanımının yanına gitmiyordu. Bu hal kırk gün sürdü. Bir vesile ile anne durumdan haberdar olunca dayanamadı:

-“Kızımızı kölene verdin, aradan bunca zaman geçtiği halde dönüp yüzüne bile bakmadı. Bu yaptığı nedir? Bu nasıl iştir?” diye şikayet ve sitemde bulundu. Bunun üzerine kadı:

-“Ey Mübarek! Kızıma naz mı ediyorsun? Niçin yanına gitmiyorsun?” demekten kendini alamadı. Buna karşılık damat:

-“Ey Müslümanların kadısı! Ey Efendim! Bu nasıl söz? Sizin kızınıza naz etmek ne haddime? Lakin kadısınız. Ola ki kızınız şüpheli bir şey yemiştir. Şüpheden uzak olmak için bu zamana kadar bekledim ve ona helal yemek yedirdim. Belki Allahu Teâlâ bize salih bir evlat verir. Bundan başka bir düşüncem yoktur.” dedi.

Kırk gün geçtikten sonra ehline yaklaştı. Helal ve harama bu derece dikkat ettiği için Allahu Teâlâ onlara Abdullah isminde salih bir evlat nasip etti..

Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi

 

 
%d blogcu bunu beğendi: